Adil Kral Necaşinin torunlarından selam var... 1
Su kuyularının açılış törenleri nedeniyle, evvelden beri dikkatimi ve ilgimi çeken bir ülke olan Etiyopyaya gideceğimizi öğrendiğim andan itibaren bu ilgi ve dikkat özleme dönüşüyor. Sanki yıllardır hasret olduğum bir tanıdığı, akrabayı ziyarete gidecek gibi hissediyorum. Bu duygularla gece yarısına yakın bir saatte İstanbul Atatürk Havalimanından THY uçağı ile ayrılıyoruz. Sabahın ilk saatlerinde Sudanın başkenti Hartuma uğrayan uçağımız yaklaşık bir saatlik bekleyişten sonra Addis Ababaya doğru, kalan 54 yolcusu ile birlikte hareket ediyor.
Hartum ile Addis Ababa, yani bizim dilimizdeki anlamı ile "Yeni Gül" arası yaklaşık 1,5 saat. Bu kısa süreli yolculuktan sonra uçağımız inişe geçtiğinde heyecanla pencereye yanaşıyorum. İlk duygularım şaşkınlık ve hayret oluyor. Addis Ababa kocaman, modern ve yemyeşil bir şehir olarak ufka doğru göz alabildiğine önümüze seriliyor.
Birkaç dakika sonra havaalanının koridorlarında yürüyoruz. Daha önce ziyaret ettiğim birçok ülkenin havaalanından daha iyi bir seviyede bu havaalanı. Modern görünümlü, yeni temiz, ferah bir mimaride. Pasaport kontrolü oldukça kısa sürüyor. Yalnız bagajlarımızı alıp çıkmamız o kadar çabuk ve kolay olmuyor. Gümrük kontrol görevlisi, yetim çocuklara hediye etmek için Fatma Ablanın getirmiş olduğu tişört, toka, saat gibi malzemelerle bir dükkan açabileceğimizi iddia ediyor ve bizi bir türlü bırakmıyor. Aslını isterseniz Fatma Ablanın cömertliği sayesinde, götürdüğümüz malzemelerle bir dükkan açmak gerçekten mümkün. Binlerce toka, yüzlerce tişört, yüzlerce oyuncak, onlarca saat ve daha bir sürü hediye. Gümrük memurunu tüm bunların hediye olduğuna ikna etmek gerçekten güç oluyor ama hamdolsun sonunda hediyelerle birlikte gümrükten geçerek Addis Ababaya ayak basabiliyoruz.
Uçaktan inmeden önce başlayan şaşkınlığım yerde de devam ediyor. Geniş caddeleri, genelde tek veya iki-üç katlı güzel evleri, yeni yapılmış çok katlı modern binaları, yemyeşil ağaçları, parkları, bahçeleri ile çok güzel bir şehirdeyiz. "Acaba," diyorum, "yanlış bir yere mi geldik? Yoka bizim Etiyopya ile ilgili bilgilerimiz mi yanlış? Hadi biz yanılıyoruz, Etiyopyayı dünyanın en fakir 2-3 ülkesinden biri sayan Birleşmiş Milletler de mi yanılıyor?" Neyse, deyip eşyalarımızı kalacağımız otele bırakarak hemen çalışmaya başlıyoruz. İlk işimiz, ekibimizin hanım üyeleri ile Addis Ababadaki bayan STK temsilcilerini buluşturmak. Onlar kendi aralarında bir toplantı yaparken biz de hazırlıklarımızı tamamlıyoruz ve sonra birlikte Necaşiye gitmek üzere havaalanının yolunu tutuyoruz.
Yerel havayolu şirketinin uçağıyla Necaşiye en yakın olan Makele kentine uçuyoruz. Kısa bir uçuştan sonra Makeledeyiz. Akşam olmadan Necaşinin köyüne ulaşamayacağımız için akşamı orada geçirmeye karar verip bir otele geçiyoruz. O günün kalan vaktini, Makelede faaliyet gösteren Müslüman Hanımlar Birliğinin üyeleri ile toplantı yaparak değerlendiriyoruz. Bize anlatacak o kadar çok şeyleri var ki. Kıt imkanlar ile, üstelik devletin olanca baskısı üzerlerindeyken ellerinden geleni yapmaya çalışmışlar. Anlattıklarına göre aslında Etiyopya kendi kendine yetebilecek kaynaklara sahipmiş. "Yeter ki eğitim düzeyi arttırılsın ve insanlar yıllardır alıştıkları tembellikten uyandırılsın." diyorlar.
Uzun bir toplantıdan sonra geceyi otelde geçiriyor ve sabah erkenden Necaşinin köyüne gitmek üzere yola çıkıyoruz. Etiyopyanın en kuzeyinde bulunan bu köy, oldukça çorak. Sanki sürekli bir toz bulutu dolaşıyor ortalıkta. Köye ulaşınca hiç vakit kaybetmeden hemen Necaşinin kabrine koşuyoruz. O ki, Peygamber Efendimiz gıyabında cenaze namazı kılmış. O ki, güvenilir, adil kral diye sahabe kendisine gönderilmiş.
Küçücük, mütevazı bir kabri var Necaşinin. Yanı başında 11 tane daha sahabi ile birlikte uzanmışlar ahiret yolunun başına. İki tane sahabe kabri de hemen bahçede. Buraya gelen sahabiler kim bilir kendilerini ne kadar iyi, ne kadar rahat hissettiler ki bırakıp gitmediler buraları. Orada kaldığımız süre içerisinde bambaşka ptarakolojik hallere giriyoruz. Sanki onların, o kutlu insanların soluduğu havayı soluyor, sanki onların torunlarının başını okşuyoruz. Kim bilir belki de gerçekten bir sahabinin torunu şu kömür karası yüzlü, beyaz güller gibi gözlü yumurcak. İstanbuldan getirilen gülü kabrine bırakıyoruz Necaşinin. Son bir Fatiha daha okuyor ve ayrılıyoruz oradan.
Yorumlar:
etiyopya istanbul sahabi namaz peygamber müslüman addis ababa su kuyusu
Etiketler:
etiyopya istanbul sahabi namaz peygamber müslüman addis ababa su kuyusu